Gözleri Bozuk İnsanlar Gözlük Yokken Ne Yapıyorlardı? – BuMesele

Gözleri Bozuk İnsanlar Gözlük Yokken Ne Yapıyorlardı?

Gözleri Bozuk İnsanlar Gözlük Yokken Ne Yapıyorlardı?

Eğer siz de bizim gibi gözleri bozuk insanların gözlük icat edilmeden önce neler yaptığını merak ediyorsanız, cevabı bu videoda.

Günümüzde çeşitli göz kusurlarını düzeltmek için her gün daha fazla insan lazer ameliyatlarını tercih ederken gözlük ve lens kullanımı da yaygınlığını sürdürüyor.

Çok daha az yaygın olmasına rağmen, antik zamanlarda “Miyopi” vardı. Peki, insanlar gözlüksüz nasıl idare ettiler?

Göz kusurlarının artan bilgisayar ve tablet kullanımı ile ortaya çıkmadığını ve insanın ilk atalarından beri var olan bir problem olduğunu biliyoruz. Peki gözlük icat edilmeden önce göz kusuru olan insanların ne yaptığını hiç merak ettiniz mi?

Bu sorunun cevabı, maalesef hiçbir şey!

Günümüz insanları, estetik kaygılar ile gözlük, lens veya lazer operasyon arasında karar vermeye çalışmak gibi tatlı modern zaman problemleri ile uğraşadursun, binlerce yıl boyunca gözleri bozuk insanların bu konuda tek yapabildiği şey, durumu kabullenip bulanık bir dünyada yaşamaya alışmaktı.

Gelin hep beraber gözlüğün icadına yol açan gelişmelere ve nasıl icat edildiğine kısaca bir göz atalım.

Arkeolojik kazılarda ortaya çıkan en eski lens, MÖ 8. yy’dan kalan ve şu anda Britanya müzesinde sergilenen Nimrud Merceği’dir.  Bazı akademisyenlere göre, 38 mm çapındaki bu mercek, birkaç bin yıl süren antik çağda lenslerin yaygın olarak kullanıldığını göstermektedir. Nimrud merceği, muhtemelen ateş yakma amacıyla kullanılmış olabilir.

Merceklerin kullanımına dair bilinen  en eski referans Aristofanes’in M.Ö. 424 yılındaki “Bulutlar” adlı oyununda geçmektedir. Aristofanes merceklerden ateş yakma camı olarak bahsetmektedir. 1.yy’da yaşamış Romalı filozof ve yazar Yaşlı Plinius da, Roma döneminde ateş yakma camlarının bilindiğini doğruluyor.

Görme kusurlarını düzeltici bir merceğin kullanımıyla ilgili en eski referans yine Plinius’a ait. Ona göre Roma imparatoru Nero gladyatör oyunlarını izlemek için bir zümrüt kullanıyordu. Kullanım amacı hala tartışılsa da Nero’nun göz durumuyla ilgili belirsiz ifadeler, Zümrüt’ün imparatorun aşırı miyopluğunu telafi etmek amacıyla oyulmuş olabileceğini düşündürüyor. Kimine göreyse Nero bu zümrütü sadece güneşin parlak ışıklarını azaltmak için kullanmış. Eğer Nero bu zümrütü gladyatörleri izlemek için kullandıysa bile çok net bir görüş elde edemediğini söyleyebiliriz. Sonuçta o dönemde merceklerle ilgili çok fazla şey bilinmiyordu.

Daha öncesinde Nero’nun eğitmeni Seneca, “Roma’daki bütün kitapları” suyla dolu büyük bir cam küreden okuduğunu ve bu su dolu kürenin harfleri büyüttüğünü söylemişti.

Yakın veya uzak görme kusurları arasındaki fark ilk olarak milattan önce 4. yy’da Aristo tarafından dile getirilmişti. “Miyopi” terimi ise ilk olarak 2. yy’da yaşamış Eski Yunan ve Romalı doktor Galen tarafından kullanılmıştı. Bu bilgiye rağmen insanlık gözlüğün icadı için bin yıldan uzun bir süre daha bekleyecekti.

Seneca’nın su dolu cam küresinin modern versiyonu olan okuma taşları, 10. yy’dan itibaren yaygın bir şekilde kullanılıyorlardı.  Bu taşlar cam bir kürenin ortadan kesilmesiyle meydana gelen dış bükey merceklerdi.

Okuma taşları 13.yy’ın sonundan gözlüğün icadına kadar yakın görüş problemleri yaşayan insanların tek çözümü olmayı sürdürdüler.  İlk gözlükler Kuzey İtalya’da, yaklaşık olarak 1290 yılında yapıldı. Dominik keşişi Giordano da Pisa 23 Şubat 1306’daki bir vaazında “İyi bir görüş sağlayan Gözlük yapma sanatının ortaya çıkmasının üzerinden henüz 20 yıl geçmedi. Onu ilk keşfeden ve uygulayan kişiyi gördüm. Onunla konuştum” diye yazmıştı. İlk gözlükler basitçe iki okuma taşının birbirine tutturulmasından ibaretti. Miyopluğa çare olacak olan içbükey merceklerin gözlüklerde kullanımına, daha uzun yıllar vardı.

Her ne kadar ilk gözlüklerin Hindistan veya Çin’de yapıldığını iddia eden kaynaklar olduysa da, bunların tamamı daha sonraki yüzyıllarda ortaya çıkmış ve çok da geçerliliği olmayan kaynaklar. Zira 13.yy’ın sonlarından itibaren İtalya’nın çok büyük bir gözlük üretim merkezi olduğu ve ipek yoluyla Asya’ya ve Orta Doğu’ya binlerce gözlük taşındığı biliniyor. Hatta bir keresinde İtalya’dan Orta Doğu’ya, tek bir gönderide, 24.000 adet gözlük taşındığı da kayıtlara geçmiş. Ayrıca İtalyanlar 1301 yılında Venedik’te gözlük satışlarını düzenleyen yönetmelikler de çıkarmışlar.

Bu bilgilerin ışığında gözlüklerin İtalya’da ortaya çıktığını kesin olarak biliyoruz. Ancak ilk olarak kim tarafından yapıldıkları bilinmiyor. Gözlüklerin mucidinin Floransa’lı Salvino D’Armati (Salvino D’Armato degli Armati) olduğu iddia edilse de, daha sonra bunun bir aldatmaca olduğu ortaya çıkmıştır.

Gözlük kullanımıyla ilgili en eski görsel kanıt Tommaso da Modena’nın kardinal Hugh de Provence’i resmettiği 1352 tarihli bu portredir.

İlk gözlükler modern gözlüklere göre oldukça ağırdı ve parçalanmaya eğilimliydi. Daha önce de değindiğimiz gibi, miyopluğa çare olmaktan ziyade okumaya yardımcı olmak amacıyla tasarlanmışlardı.

Yapılan ilk gözlüklerle ilgili en önemli problem yüzde durmalarının zor oluşuydu. 17.yy’da İspanyol gözlük üreticileri, gözlüklere kullanıcının kulağının arkasından bağlanabilmelerini sağlayan ipek şeritler taktılar. İspanyol ve İtalyan misyonerler bu modeli Çin’e taşıdığında, Çinliler şeritleri bağlamak yerine, uçlarına ağırlık takarak kulakların etrafından çevirme fikrini ortaya attılar.

Gözlüklerin kulaklardan destek almasını sağlayan ilk model 1730 yılında Londra’lı bir gözlükçü olan Edward Scarlett tarafından tasarlandı. 1752’de bir başka gözlük tasarımcısı James Ayscough, bu modeli daha da geliştirerek, gözlük kollarına katlanabilmelerini sağlayan menteşeler ekledi.

1800’lerden önce insanlar gözlük için muayene olmazdı. Gözlükçüde veya seyyar satıcıda mevcut modelleri tek tek deneyerek kendilerine uygun bir çift seçerlerdi.

Uzun lafın kısası, binlerce yıllık insanlık tarihinde gözleri bozuk insanlar bugünkü standartlarda net görmelerini sağlayacak muayene ve gözlüklere ancak 200 yıl önce kavuşabildiler. Ondan öncesi: bulanık!

“Yeterince gelişmiş herhangi bir teknoloji sihirden farksızdır.” Arthur C. Clarke

 Videomuzu izlediğiniz ve yorumlarınızı paylaştığınız için teşekkürler. Yeni videolarda görüşmek üzere, hoşçakalın!

Bu yazıyı paylaşın!

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Copyright © BuMesele.com / İzinsiz kullanılamaz.