“Hıdır Kişisel Gelişiyor” Ahmet Şerif İzgören

Kitabın Yazarı: Ahmet Şerif İzgören

Yayınevi: Elma Yayınevi

Kitap Türü: Kişisel Gelişim

Yayım Yılı: 2008

Sayfa Sayısı: 169

Arka Kapak Bilgisi

Hıdır, kendi halinde bir devlet memurudur. Eşi ve akıllı kızı Nisan’dan başka sahip olduğu tek şey gözü gibi baktığı 1991 model beyaz Şahin arabasıdır.

Hıdır bir gün “Ferrari’sini Satan Bilge” kitabını keşfeder: “Kararı ver; Doğu felsefesiyle, Amerikan iş bitiriciliğini birleştir. Sonra gelsin başarı ve mutluluk.” Böylece “kişisel gerilim” yolculuğuna başlar. Birçok Amerikalı’nın ve Amerikan vatandaşı olmak için can verecek birçok Türk’ün “kişisel gelişim” kitaplarını okur. Çoğu çok satan, Amerikan kültürünü işleyen bu kitapları okudukça “gelişim” gösterir. Ses tonu, bakışları, davranışları, konuşma tarzı yani “beden dili” hızla değişir. Bu değişim nedeniyle sürekli komik duruma düşer.

Hıdır’ın başlıca isteği kişisel gelişimini tamamladığını ispat edip terfi alarak şeflik makamına yükselmektir. Hak ettiğini düşündüğü bu terfii üsleri ona kendiliklerinden bahşetmeyince, Hıdır Genel Müdür Yardımcısı’yla bizzat görüşerek hakkını aramaya çalışır. Ancak kafası okuduğu kitaplardan ezberlediği cümlelerle doludur; yaptığı denemeler trajikomik durumlara yol açar.

Ahmet Şerif İzgören, Hıdır’ın yaşadıkları üzerinden, “kişisel gelişim” başlığıyla yayımlanan kitaplarla dalga geçiyor. Bu kitapların insanları kendi benliklerinden uzaklaştırdığını, hayal kırıklığına uğrattığını mizahi bir dille anlatıyor. Bireysel başarıyı ve rekabeti temel alan bu zihniyeti, kişisel gelişim uzmanı denilen insanların kendi hayatlarındaki başarısızlıklarını da vurgulayarak eleştiriyor:

“Size kitap yazan adamların çoğu sizin kadar mutlu değildir, ondan emin olun. Pozitif enerji deyip duranların belki yüzü hiç gülmüyordur.”

Hıdır Kişisel Gelişiyor / Ahmet Şerif İzgören

Yazarın daha önce de birçok kitabını okumuşluğum vardır. Ancak bu kitap bir başka. Arkadaşımdan nasıl bir kitap ne anlatıyor bir bakayım diye alıp, elimden neredeyse hiç bırakmadan yaklaşık iki saatte bitirdiğim kitaptır. Hiçbir şey bölsün istemedim.

Kahve arkadaşları Şino, Musti, Dino, Ati ile işinden bunalan ve terfi beklemekten yorulan Hıdır Azgören isimli devlet memurunun içinize dokunacak hikayesi sizlerle. Yirmi iki başlık altında toplamış hikayeyi yazar. Ailesi ve arkadaşları ile olan ilişkisi, iş yerinde yaşadıkları ve kişisel gelişim kitaplarında okuduklarını bir türlü hayata geçiremeyen Hıdır’ın yaşadıkları belki de biraz bizizdir, kim bilir! Okuyunca size de çok uzak gelmeyecek.

Öncelikle basit bir kişisel gelişim kitabı kesinlikle değil onu belirtmek istiyorum. İlk sayfalarını okumaya başladığımda nasıl bir hikaye olacak acaba diye düşündüm. Ancak sayfa sayısı olarak uzun sayılamayacak bu kitapta hem güldüm hem de gözlerim yer yer dolu dolu oldu.

Kitabın “Yolculuk” adlı bölümünü ekstra dikkatli okumanızı tavsiye edebilirim. Çünkü kendince Kişisel Gelişim Uzmanı olan Erhan’ın tespitleri ve benzetmeleri çok başarılı.

Eserde Geçen Satırlardan;

“Ferrari’sini Satan Bilge’de olduğu gibi: Kararı ver, Doğu felsefesiyle, Amerikan iş bitiriciliğini birleştir. Sonra gelsin başarı ve mutluluk. Ne kadar kolaydı.”

“Kendi kendinizin amigosu olun. Zor bir iş bitirdiğinizde heyecanlanın, zıplayın, şarkı söyleyin. Kendinizi aptal gibi hissetseniz bile kesinlikle yorgun, bıkkın ve stres altında hissetmezsiniz.”

“Beynimizi uyuşturuyorlar, küçük çocukların anlama eşiğini düşürüyorlar. Biz Mehmet Ali’yi seyrederken, onlar dünyayı yönetiyor.”

“ Ya birader senin gibi akıllı adam, tımarhanede ne arıyor? diye sormuş.

Deli: birader biz salaklıktan yatmıyoruz, delilikten yatıyoruz (!) demiş.”

“ – Kitaplar nasıl gitti baba?

-Valla ilki iyiydi. Sonra baktım farklı isim bulup aynı şeyleri anlatıp duruyorlar. Bir de yazan herif yapınca oluyor, ben okuyup aynısını yapıyorum, olmuyor.”

“Ortak değerleri olmayan insanlar bir şehri ancak bu kadar mahvedebilir ve yaşanmaz hale getirebilir.”

“Ben Türkiye’yi Quentin Tarantino filmlerine benzetiyorum. Adamın filmlerinde gözüne soka soka, öyle bir dehşet vardır ki ilk kafa koptuğunda şok olursun, sonra birinin kolu kopar, ürperirsin. Sonra ötekinin gözü çıktığında, bir için titrer. Sonra alışırsın; kopan bacaklardan koyu kanlar fışkırırken sen sen pipetten aynı renkteki colayı çekersin; kadın adamın parmaklarını kanlarıyla dilimlerken sen finger patates menünü ketçaba banarak yersin. Sonra filmin devamına alışır, daha kötüsü, daha fazlasını istersin. Ülkede olanlar korkunç değil, bizim alışmış olmamız korkunç.”

“Dereye düşsen, ‘Geçen arkadaşlarla rafting yapıyoruz…’ diyeceksin. İşten atılırsan, ‘Hayatımın tekdüzeliğini fark ettim ve yeni bir hayat biçimi seçtim’ diyeceksin.”

Bu yazıyı paylaşın!

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir