“Kuyucaklı Yusuf” Sabahattin Ali

Kitabın Yazarı: Sabahattin Ali

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Kitap Türü: Roman

Yayım Yılı: 2010

Sayfa Sayısı: 222

Arka Kapak Bilgisi

“Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez’in varlığı Yusuf için büyük boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf’un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olmayacağını sanıyordu.”

Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hikayesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.

Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali

Daha çok öykü yazarı olarak tanınan Sabahattin Ali’nin ilk romanıdır. Yazarın cezaevinde iken karşılaştığı Yusuf’un yaşadıklarından esinlendiği roman 1937 yılında ilk defa basılmıştır. MEB tarafından tavsiye edilen 100 Temel Eser içinde yer alan kitap, Türk Edebiyatında, adaletsiz düzene başkaldıran romanların başında gelir.

Annesi ve babası henüz 9 yaşında iken öldürülen Yusuf’un, cinayetin soruşturması sırasında olayların içinde bulunan Kaymakam Salahattin Bey tarafından evlatlık alınması ile başlıyor roman. Yusuf, köyden şehre gelen ancak bu duruma alışamayan biri. Yusuf’un kardeş gibi büyüdüğü Muazzez ve üvey annesi Şahende Hanım ile yaşadıklarını hüzünlü bir şekilde anlatmış yazar.

Hikayenin geçtiği döneme ait izler taşıyan ve izlenim oluşturan roman, cinayet ile başlamış ve yine bir kayıpla bitirilmiş. Dili sade ve akıcı olan eser, Türk Filmi tadında yazılmış. Sabahattin Ali severlerin sevebileceği bir kitap.

Eserden sevilen satırlar;

“Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu.”

“Varlığı büyük boşlukları dolduracak mahiyette değildi; fakat yokluğu müthişti…”

“O gelmez artık!” dedi.
“Nereden biliyorsun?” dedim.
“Gidişinden belliydi!” dedi.

“Ne yapalım, daha sizin kadar kansız olamamışız. Daha bu işlerin acemisiyiz.”

“Sanki sen yokmuşsun da orada seni arayacakmışım gibi oluyorum.”

“Bir zamanlar birbirlerinden ayrılmak, birbirlerini kaybetmek ihtimalinin korkusunu çekmiş olmasalar, belki de birbirleri için ne kadar kıymetli olduklarını hâlâ bilemeyeceklerdi.”

“Benim için yapılacak ne iş kaldı ki?
Yerimizi boşaltsak da dünyaya yeni geleceklere yer açsak…”

“Bu dünyada karşılıksız hayır işlenmediğini öğrendim de onun için sordum.”

Bu yazıyı paylaşın!

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir