“Yabancı” Albert Camus

Kitabın Yazarı: Albert Camus

Yayınevi: Can Yayınları

Kitap Türü: Roman

Yayım Yılı: 2016

Sayfa Sayısı: 111

Arka Kapak Bilgisi

Albert Camus’nün ( 1913-1960) en tanınmış, en çok yabancı dile çevrilmiş, en çok incelenmiş ve hala en çok satan kitaplar arasında yer alan Yabancı, aynı zamanda yazarın en gizemli yapıtı. Ölümün egemen olduğu bir varlıkın en anlamsız olgularını saçma bir düzensizlik içinde yaşayan bu romanın başkişisi Meursault, bir simge kahraman değildir, adı olmayan bir Yabancıdır; bu eksik kimlik, gerçeklikten algıladığı şeyi yapılandıramayan, yeniden örgütleyemeyen, ama gerçekliğin yankılarını yakalamaya çalışan bir boş bilincin imgesidir. Onun kayıtsızlığı ve edilgenliği, işte bu boş bilincin ürünüdür. Yabancı, büyüleyici gücünü, içinde barındırdığı trajedi duygusuna borçlu: Bir türlü ele geçirilemeyen anlamın sürekli aranması, bilinç ile toplumsal dünya arasındaki çatışma… Camus’yle buluşanların hiçbiri, onunla karşılaşınca hayal kırıklığına uğramamıştır. Mutluluk, bir yerde ve her yerde hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir, der Camus. Giderek daha çok sevilen bir yazar olması, onun bu sevgisinin yansımasından başka bir şey değildir.

Yabancı / Albert Camus

1957 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülen yazarın bu kitabı, ilk olarak 1942 yılında yayınlanmış. “Yabancı” yazarın okuduğum ilk eseri. Oldukça farklı bir konusu ve üslubu var.

Eser, kitabın kahramanı Meursault’ın, huzurevine bıraktığı annesinin ölüm haberini alması ile başlıyor. Sonrasında işlediği cinayet ve verdiği olağan dışı duygusuz tepkileri nedeniyle suçlanması üzerine yoğunlaşıyor. Aynı olaylara aynı durumlara diğer insanlardan ve beklenilenden farklı tepkiler veren biri. Yani tam bir “yabancı”.

Okurken, yer yer hak verdiğiniz yer yer çok kızdığınız anlar oluyor. İşlediği cinayet hak verdiğim kısım değil tabi ki. Ancak asıl suçlanması gereken suçun dışında, yalnızca pişman olmadığı için ya da üzülmesi beklenen olaylar karşısında beklenilen tepkinin dışına çıktığı için suçlanması yanlış.Bir de kahramanın söylediği bazı cümleler çok içten, en azından sahte değil. Bana öyle geldi. Eğer pişman değilse pişman değilim diyor, net. Yani günümüzdeki gibi her türlü yanlışı, kötülüğü yapıp, “pişmanım” diyen ancak yarın serbest kaldığında aynı suçu tekrar işlemek için hazır olan suç makineleri gibi değil hiç değilse.

2001 yapımı “Yazgı” filmi, Zeki Demirkubuz’un bu kitaptan esinlenerek senaryosunu yazdığı ve yönetmenliğini yaptığı bir filmdir. Bu sahneyi kitabı okuduğunuzda tam olarak anlayacaksınız. Serdar Orçin’in oyunculuğu da son derece başarılı.

https://www.izlesene.com/video/savci-ile-sohbet-yazgi-2001/8845696#_

Eserde Geçen Satırlardan;

“Kendi kendime, neyse, bu Pazar da geçti, annem gömüldü, işe yeniden başlayacağım, sonuçta değişmiş hiçbir şey yok, diye düşündüm.”

“Benim için fark etmezdi, ama neler söylemem gerektiğini bilmiyordum.”

“Ben de, insanın hiçbir zaman hayatını değiştirmediğini, her hayatın birbirine benzediğini, buradaki hayatımdan şikayetçi olmadığımı söyledim.”

“Güneş neredeyse düşey olarak kumların üstüne vuruyordu, suyun üzerindeki parıltısı dayanılır gibi değildi.”

“Ben yarım yamalak dinlediğim bir adamı başımdan savmak istedim mi, ona hak veriyormuş gibi yaparım, bu sefer de öyle yaptım.”

“Bir tek gün dışarda yaşamış olan bir kimse, hiç zahmetsiz 100 sene hapiste kalabilir. Canının sıkılmaması için yeterli derecede anaya sahip olmuştur artık.”

“Annem hep insanın tam anlamıyla mutsuz olamayacağını söylerdi.”

“Herkes imtiyazlıydı. Bu dünyada imtiyazlılardan başka kimse yoktu.”

Bu yazıyı paylaşın!

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir