“Aziz Bey Hadisesi” Ayfer Tunç – BuMesele

“Aziz Bey Hadisesi” Ayfer Tunç

Kitabın Yazarı: Ayfer Tunç

Yayınevi: Can Yayınları

Kitap Türü: Hikaye

Yayım Yılı: 2017

Sayfa Sayısı: 88

Arka Kapak Bilgisi

“Güneşten ağır ağır gölgeye geçilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç’in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış.”

Öykünün kahramanı Aziz Bey, Tunç’un, insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üstüne yapılandırdığı öykü evreninin en hüzünlü, en gerçek kişisi. Bazı okurlara, meyhanelerde benzerini aratacak kadar kanlı canlı ama mahzun gelen Aziz Bey’in öyküsünü okurken, bir hikâye kişisinin varlığını çok yakınınızda hissedeceksiniz.Aziz Bey Hadisesi / Ayfer Tunç

2003 yılında, yedi Balkan ülkesinin katıldığı Uluslararası Balkanika Ödülü’nü, yetmişli yıllardaki hayatı konu alan, “Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek” adlı eseri ile kazanan yazarın, okuduğum ilk eseri.

Anlatımı ile daha ilk satırlardan merak uyandıran kitap, bir süre sonra yormaya başladı beni. Bunun, kitabın hüzünlü konusu ile ilgili olduğunu düşünüyorum. Tamburi Aziz Bey’in aşk hikayesi ile başlayan konu, yalnızlığı ile baş başa kaldıkça, kendisini tanıdıkça iç acıtan bir hale dönüşüyor. Yer yer kızacağınız kitabın her satırında Aziz Bey’in hüznüne ortak olacaksınız.

Kitap oldukça kısa ancak betimleme ve tasvirleri bol bir eser. Eserleri ile tanışmakta geç kaldığımı düşündürten bu eseri severek okuyacaksınız diye düşünüyorum.

Eserde geçen satırlardan;

“Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de başaramaz.”

“Aziz Bey yanlışı yakalamak istedikçe, rüzgarın durmaksızın ileriye doğru savurduğu sarı bir yaprağa yürür gibi, yanlışa yürüdü, onu bir türlü tutamadı.”

“Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.”

“Aslolanın aşk değil, bırakılıp gidilenin haline duyulan doymak bilmez bir merak olduğunu görebilirdi.”

“Artık kendini dışarıdaki hayata o kadar da ait hissetmiyor, eskisi gibi ayak uyduramıyor, bütün o neşenin, gülüşlerin, şarkıların ayyuka çıktığı coşkulu masalar yerine, huzurlu bir sessizliği tercih ediyordu.”

Bu yazıyı paylaşın!

Bir Yorum Ekleyin

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir