“Liseden Arkadaşlar” Selçuk Aydemir – BuMesele

“Liseden Arkadaşlar” Selçuk Aydemir

Kitabın Yazarı: Selçuk Aydemir

Yayınevi: Küsurat Yayınları

Kitap Türü: Roman

Yayım Yılı: 2017

Sayfa Sayısı: 224

Arka Kapak Bilgisi

Mahalle kültürünün son demlerinin yaşandığı yıllar… İlk arkadaşlıkların okuldan değil de apartmandan kurulduğu, bakkala diye evden çıkıp arkadaşlarla sokaklarda oynanan zamanlar… Küçükçekmece’nin küçük bir mahallesinde büyüyen ve artık gerçekten büyüdüğüne inanan Selçuk, çetecilik işlerini bırakıp gideceği “süper” lise ile hayatında başka bir sayfa açma hayalleri kurarken evdeki hesap çarşıya uymuyor. Selçuk ne kadar beladan uzak durmak istese de arkadaşları Mete, İsmet ve Serkan’ın da farkında olmadan yaptıklarının katkısıyla belanın tam ortasında buluyor kendini.
Çalgı Çengi, Düğün Dernek, Kardeş Payı ve İşler Güçler gibi dizi ve filmlerin senarist ve yönetmeni Selçuk Aydemir, 15 yaşındaki bir ergenin gözünden ilk aşkları, arkadaşlıkları, hayalleri, aileyi ve mahalle yaşamını anlatıyor. Fonda da Selçuk ve arkadaşlarının okulun en belalı adamına karşı giriştikleri mücadelenin mizah dolu hikayesi var.
Beden dersinin olduğu gün formasının altına eşofman giyenler, siyah-beyaz tüplü televizyona Commodore 64 bağlayan dedeler, sevdiği kıza açılırken ölecekmiş gibi olup da ölmeyenler, kolay çarpılıyor diye Pi’yi 3 değil de 5 alanlar, mahallenin mavi tikli official ulakları yani dırdırcı teyzeler ve arkadaşlık yeminini tamamlamaya kararlı bir grup ergen başrolde Liseden Arkadaşlar’da…
Selçuk Aydemir’den lise sıralarını hatırlatacak, sıcacık, bol kahkaha vaat eden bir kitap…

Liseden Arkadaşlar / Selçuk Aydemir

Selçuk ve mahalleden arkadaşları; Mete, Serkan, İsmet. Onlar artık 9 yaşında değiller. Büyüdüler ve liseye başladılar. İlk kitap “Mahalleden Arkadaşlar” bittiğinde devamı gelecek gibiydi ya da okuyucu olarak öyle olması gerektiğini düşünmüştüm.

Eser, yazarın ikinci kitabı. Bu defa kuzeni Burak Aksak’ın yeni yayınevi ‘Küsurat Yayınları’ndan yayımlanmış. Gıpta ile bakılacak bir kuzen dayanışması. Kitabın giriş yazısı dahi Burak Aksak tarafından yazılmış. İkisi de başarılı ve öyle de kalmaya devam edecekler gibi görünüyor.

Doksanları sevenler ve özleyenler, çocukluklarını ya da gençliklerini doksanlarda yaşayanlar bu kitapta çok şey bulacaklar. Selçuk Aydemir takipçileri aşağı yukarı nasıl bir üslupla karşılaşacaklarını tahmin edebilirler. Yaptığı sinema filmleri (Çalgı Çengi 1-2, Düğün Dernek 1-2), dizileri (İşler Güçler, Kardeş Payı) yapacaklarının teminatı, bir de böyle düşünün.

Kitabı okumaya başladığımda en fazla üç ya da dört sayfa okuyabiliyordum. Neden mi? Gülmekten, evet bir kitap okurken insan bu kadar çok gülebilir mi? diye düşünebilirsiniz. Gülebilirmiş. Molalar vererek okuyordum. Sonra ortalara doğru biraz duruldu ancak yine eğlencesinden bir şey kaybetmedi.

İlk aşk, arkadaşlık bağları, ergenlik yılları hepsi bu kitapta bir araya gelmiş. Arkadaşları, anne, baba ve dedesi ile olan ilişkileri… Aile içi diyalogları okurken aklıma ilk gelen söz tabiri caizse, “Armut dibine düşer.” oldu. O nasıl hazırcevap, o nasıl kendinden emin ve komik bir annedir öyle. Bana “Kardeş Payı” dizisindeki anneyi anımsattı biraz. Baba ve dede de apayrı karakterler. Diyalogları okurken bol bol kahkaha atacak kadar. Öyle güzel bir dede torun ilişkisi olamaz, özenmemek elde değil. Hatta kitabı okurken bir yanda da kafamda karakterlerin dizisini izler gibi oldum.

Gülmeye ihtiyacınız varsa tam olarak okuyabileceğiniz kitaptır. Devamı gelecek diye sabırsızlıkla bekliyorum. Hepinize iyi okumalar dilerim.

Eserde Geçen Satırlardan;

“Gül gibi sevdiği dururken babasının uygun gördüğü adama gelin gidiyordum resmen. Dilim tutuldu, kekelemeye başladım.”

“Bir yer kot satıyorsa adı kotçudur. Adam kotçu diye tabela asmıştı. 3 çeşit kot satıyordu.’öğrenciyim, öğretmenim, çok param var.’ kotları.”

“Yahu ben dışarda iyi-kötü zeki sayılırdım, eve girince bütün özgüven yerle bir oluyordu, geri zekalının teki olup çıkıyordum.”

“Biri seni haddinden fazla eleştiriyorsa gizli hayranlığından, haddinden fazla övüyorsa gizli hainliğindendir.”

“Dayak yemek bende bir nevi spordu, stresimi alıyordu, ha çıplak ayak toprakta yürümek ha dayak yemek; yalıtıyordu beni, temizliyor arındırıyordu, özüme dönüyordum.”

“Duymayı istediğin cevaba göre soru hazırlamayı bırak, gerçek soruları sor. Biraz zoruna gider ama olsun.”

“Süper gücüm bu benim. Herkes büyük resme odaklanır, ben küçük resme bakarım. Bazen resimde bile değil çerçevesinde, hatta onu astıkları çividedir benim gözüm.”

Bu yazıyı paylaşın!

Bir Yorum Ekleyin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Copyright © BuMesele.com / İzinsiz kullanılamaz.